Faiz paritesi ne anlama gelir ?

Berk

New member
Faiz Paritesi Ne Anlama Gelir? Döviz, Faiz ve “Bu Para Nereye Gidiyor?” Meselesi

Faiz paritesi denince benim aklıma ilk olarak finans dünyasının şu klasik sahnesi geliyor: Masada iki kahve, ekranda üç grafik, bir tarafta dolar, diğer tarafta euro… Ortada da “Hangisine yatırım yapsam daha çok kazanırım?” diye düşünen bir insan. Sonra birileri gelip “Faiz farkına bak” diyor. Bir başkası “Kur da değişecek ama” diye ekliyor. Beş dakika sonra kahveler soğuyor, grafikler çoğalıyor ve insan kendisini istemeden uluslararası finans seminerinde buluyor.

Oysa faiz paritesinin temel fikri düşündüğümüzden daha anlaşılır.

En basit haliyle faiz paritesi, iki farklı ülkedeki benzer yatırımların faiz getirileri ile döviz kurundaki değişim arasındaki ilişkiyi açıklayan finansal bir kavramdır. Yani mesele yalnızca “Hangi ülkenin faizi yüksek?” değildir. Asıl soru şudur:

Yüksek faiz veren para birimine geçtiğimde, kurdaki değişim o yüksek faizi elimden alır mı?

İşte hikâyenin ilginç tarafı tam burada başlıyor.

IMF'nin çalışmalarında da faiz paritesi, yerli ve yabancı para cinsinden varlıkların getirileri ile spot ve forward döviz kurları arasındaki ilişki üzerinden ele alınıyor. IMF+1

Faiz Paritesi Kısaca Nedir?

Faiz paritesini, farklı ülkelerdeki yatırım fırsatlarının birbirleriyle karşılaştırılması olarak düşünebiliriz.

Örneğin Türkiye'de TL cinsinden bir yatırımın faiz getirisi yüksek olsun. ABD'de ise dolar cinsinden yatırımın getirisi daha düşük olsun.

İlk bakışta insanın aklına şu gelir:

“Faizi yüksek olan TL'ye geçerim, param daha hızlı büyür.”

Finans dünyası burada hemen parmağını kaldırır:

“Bir dakika. Kur ne olacak?”

Çünkü yabancı para üzerinden yatırım yapan kişi yalnızca faiz kazanmaz veya kaybetmez; aynı zamanda döviz kurundaki hareketten de etkilenir.

Diyelim ki bir yatırımcı 100.000 TL'sini dolara çevirip ABD'de değerlendirmeyi düşünüyor. ABD'deki faiz daha düşük olabilir. Ancak yatırım süresi sonunda dolar TL karşısında değer kazanırsa, düşük faiz farkı kurdaki yükselişle telafi edilebilir.

Tersine, yüksek faiz veren bir ülkenin para birimi yatırım süresince ciddi biçimde değer kaybederse, yüksek faiz avantajı bir anda o kadar da cazip görünmeyebilir.

Yani faiz paritesi bize aslında şunu söyler:

Faiz farkını değerlendirirken döviz kurunu masadan kaldırmayın.

Covered ve Uncovered Faiz Paritesi: Finans Dünyasının İki Kardeşi

Faiz paritesi denildiğinde iki temel yaklaşım karşımıza çıkar: covered interest parity (CIP) ve uncovered interest parity (UIP).

Türkçede bunları kabaca örtülü faiz paritesi ve örtüsüz faiz paritesi şeklinde düşünebiliriz.

Aralarındaki en önemli fark döviz kuru riskinin nasıl ele alındığıdır.

Örtülü faiz paritesinde yatırımcı, gelecekteki döviz kurunu önceden belirlemek için forward gibi araçlarla kur riskini hedge eder. Böylece yatırımcının “Ya dolar bir anda yükselirse?” endişesi büyük ölçüde kontrol altına alınır.

IMF'nin açıklamasında covered interest parity, spot ve forward döviz piyasalarındaki arbitraj ilişkisi üzerinden tanımlanıyor. Temel mantık, benzer risk özelliklerine sahip iki para birimindeki yatırımların forward kur kullanılarak karşılaştırılmasıdır. IMF

Örtüsüz faiz paritesinde ise yatırımcı kur riskini tamamen kapatmaz. Gelecekteki kur değişimine ilişkin beklenti işin içine girer.

Burada işler biraz daha heyecanlıdır.

Çünkü forward sözleşmesiyle “Ben gelecekte şu kurdan işlem yapacağım” diyebilmek başka, “Gelecekte kurun ne olacağını tahmin ediyorum” demek başka şeydir.

Birinde hesap makinesi daha fazla konuşur.

Diğerinde piyasa beklentileri.

Basit Bir Örnekle Faiz Paritesini Anlayalım

Diyelim ki A ülkesinde faiz oranı yüzde 10, B ülkesinde ise yüzde 5.

İlk bakışta A ülkesi daha avantajlı gibi görünüyor.

Ama A ülkesinin para biriminin yatırım dönemi boyunca B ülkesinin para birimine karşı yaklaşık yüzde 5 değer kaybetmesi bekleniyorsa, faiz farkının önemli bölümü kur hareketiyle dengelenebilir.

Basitleştirilmiş düşünce şöyle:

Yüksek faiz → daha yüksek nominal getiri

ama

yüksek faiz → aynı zamanda para biriminin gelecekteki değerine ilişkin beklentilerle birlikte değerlendirilmelidir.

Bu yüzden “Faizi yüksek olan ülkeye yatırım yap, garanti kazanırsın” şeklindeki yaklaşım faiz paritesinin mantığını anlamaktan oldukça uzaktır.

Hatta tam tersine, faiz paritesi bize biraz finansal alçakgönüllülük öğretir.

Piyasada bedava öğle yemeği pek bulunmaz.

Bir yatırım fırsatı olağanüstü cazip görünüyorsa, genellikle masanın altında başka bir değişken vardır.

Peki Faiz Paritesi Neden Önemli?

Çünkü döviz piyasalarında karar vermek yalnızca bugünkü kur seviyesine bakmakla bitmez.

Merkez bankalarının faiz kararları, enflasyon beklentileri, ekonomik büyüme, sermaye hareketleri, risk algısı ve yatırımcı davranışları döviz kurlarını etkileyebilir.

Faiz paritesi ise bu karmaşık dünyanın içinde önemli bir bağlantı kurar:

Faiz oranları ↔ döviz kurları ↔ yatırım getirileri

Özellikle uluslararası yatırım yapan şirketler, bankalar ve fon yöneticileri için bu bağlantı oldukça önemlidir.

Bir şirketin dolar borcu varsa, TL faizinin yüksek olması tek başına şirketin kararını belirlemez. Doların gelecekteki maliyeti, hedge maliyetleri ve nakit akışları da hesaba katılır.

Benzer şekilde yabancı bir yatırımcı Türkiye'deki TL varlıklarına bakarken yalnızca TL faizine bakmaz. Kur riski de hesabın önemli parçasıdır.

İşte finansal tabloların küçük ama sinir bozucu ayrıntısı burada ortaya çıkar:

Getiri başka şeydir, risk düzeltilmiş getiri başka şey.

Erkeklerin Stratejisi, Kadınların Empatisi mi? Biraz Durup Düşünelim

Finans sohbetlerinde zaman zaman “Erkekler rakamlara bakar, kadınlar daha temkinlidir” gibi klişeler ortaya atılıyor.

Bence faiz paritesini anlatmak için bundan daha güzel bir klişe kırma fırsatı olamaz.

Örneğin Mehmet isimli bir yatırımcı düşünelim. Mehmet erkek ve gerçekten çözüm odaklı biri. Excel dosyasını açıyor, faiz farkını hesaplıyor, forward kuru inceliyor ve “Burada hedge maliyetini de hesaba katmalıyım” diyor. Gayet stratejik.

Aynı masada Ayşe var. O da kadın ve yatırım kararında karşı taraf riskini, likiditeyi, ekonomik belirsizliği ve yatırımın aile bütçesine etkisini değerlendiriyor. “Getiri güzel ama bu paraya üç ay sonra ihtiyacımız olabilir” diyor.

Buraya kadar her şey güzel.

Fakat masadaki üçüncü kişi Deniz olsun. Deniz erkek ama bütün kararı “İçime sinmedi” diyerek veriyor.

Dördüncü kişi Elif ise kadın, algoritmik işlem yapıyor ve Excel görünce mutluluktan gözleri parlıyor.

Beşinci kişi Can ise risk yöneticisi ve herkesten önce “Senaryon kötüleşirse ne olur?” diye soruyor.

Dolayısıyla mesele erkek-kadın meselesi değil.

İnsanların finansal karar alma biçimleri; deneyim, bilgi, kişilik, risk toleransı, meslek, gelir yapısı ve geçmiş deneyimlerle şekillenebilir.
 
Üst